|
Sümeyye eli titreyerek bastı zile.Heyecanı her halinden belliydi.Elleri buz tutmuş,engel olamadığı bir titreme hakimdi tüm vücudunda.Bacaklarında derman kalmamış,yere yığılacakmış gibi zor duruyordu ayakta.Uzun seneler olmuştu bu kapıdan içeri girmeyeli.Kapının açılmasını beklerken son kez eşarbını ve üstünü başını düzeltti.Her şey yolunda gibiydi.Kendinden emin bir şekilde bir daha bastı zile.Kapının yavaş yavaş açılmasıyla heyecanı bir kat daha fazlalaşmıştı.Merakla baktı kapıyı açana. Uzun sarı boyalı saçlarıyla gayet bakımlı,oldukça fazla makyajlı olduğundan mimiklerini bile görmekte zorlandığı bir hanım açmıştı kapıyı.Açar açmazda Sümeyye yi ayaklarından başına kadar süzerek sordu;
- Buyurun.Kimi aramıştınız?
- Ben Engin beyi aramıştım.Kendisiyle görüşebilir miyim?
- Neden aradınız ki Engini? Hem siz kim oluyorsunuz?
- Ben onun kızıyım.Adım Sümeyye.
- Tamam senden bahsetmişti.Buyur gel Engin içeride.
Genç kızın heyecanı dorukta nefesi kesiliyordu sanki.Yavaşça içeri süzülürken babasını göreceğinden dolayı müthiş bir sevinç ve heyecanı bir arada yaşıyordu şu anda.Ev oldukça lüks döşenmiş bir zamanlar burada yaşadığı durumundan eser kalmamıştı sanki.Aynı ev olduğunu söylemek o kadar zordu ki.Büyük salonda şaşalı koltuğun tekine oturmuş kır saı,göbekli elindeki meyve suyunu yudumlayan adama bakıp heyecanla sordu;
- Baba sen misin?
Adam şaşırmıştı.Karşısında duran genç kızı süzdü oda.Başında büyük eşarbı,topuklarına kadar uzanan pardesü ile hiç tanımadığı bir genç kız ona baba diyordu.
- Baba ben Sümeyye.
Adamın şaşkınlığı daha fazla artmış bu defa farklı bir şekilde süzdü genç kızı.Oturduğu yerden hiç kalkmadan,yüz ifadesini hiç değiştirmeden
- Hoş geldin. Bunca yıl nerelerdeydin bakalım? Ne kadar da büyümüşsün. Tabi senelerdir görüşmüyorduk. O annen göndermiyordu seni değil mi?
Sümeyye kendisini tanıyan babasının elini öpüp uzun yılların hasretiyle sarılmak üzere ona doğru yöneldi.Ama babasının bu soğuk tavrı karşısında sadece bir yabancının elini öper gibi öperek karşısına oturup,babasının sorusuna karşılık verdi;
- Hayır annem bana bir şey söylemedi.Sadece sana kırgındı baba. Seni en son 10 yaşındayken görmüştüm.En son annemi ve beni sokağa attığın anı,
- Defolun gidin sizi artık istemiyorum ben başkasıyla evleneceğim.
Deyişini asla unutamadım. Her baba sözcüğü duyduğumda zihnimden bu sözler geçiyordu.Her baba kızı yan yana görsem aynı duygularla bakıp kaldım bu manzaraya.Kızlarıyla sohbet eden,onları okula bırakırken yanaklarına sıcacık bir öpücük konduran her babayı gördüğümde hep içim acıdı,boğazım düğümlendi,gözyaşlarımı içime akıtarak gıptayla seyrettim onları..Sen baban yaşadığı halde baba diyememenin acısını yaşadın mı hiç? Baban refah içerisinde yaşarken sen kuru ekmeği bile bulamadığın aç kaldığın oldu mu ? Okula yürüyerek parasız ve delik ayakkabılarından su sızmış ve ayakların donmuş vaziyette gittin mi? Ya sıcağı görünce ayaklarının sızlamasını yaşadın mı hiç?Bayramlarda mahalledekilerin ellerini öperken verilen paralarla nasıl sevindiğimizi tahmin edemezsin.O paralarla günlerce geçindiğimizi de.Kışın odun kömür bulamayarak battaniyenin altında ders yaptın mı baba sen? Annenin başkalarının temizliğini yapmaktan nasırlaşan ellerini öptün mü hiç? Birinin senin için canını dişine takarak çalıştığını,ezildiğini, horlandığını, dışlandığını görerek vicdan azabı çektin mi? Karşılıksız sevdin mi baba? Yada karşılıksız sevildin mi?
Babası kızarak pişkin bir şekilde karşılık verdi.
- Ne o bunca yıldan sonra bana hesap mı sormaya geldin?
- Hayır. Babamı merak etmemden daha doğal ne olabilir ki?
Adam sarışın bayana dönerek konuşmaya başladı.
- Alev bu benim bahsettiğim kızım Sümeyye. Sen bize bir çay koy istersen içelim de benim birazdan çıkmam lazım.
Kadın umursamaz bir şekilde cevap verdi.
- Anladım canım o kadar aptal değilim herhalde. Ama kızının bu şekilde örtülü olduğundan hiç bahsetmemiştin.
- E anasına bak kızını al demişler ya. Annesiyle aynı ortamı paylaşırken düşüncelerinden de kapmış demek ki.Bizim boşanmamıza sebep olanda onun bu şekilde aşırı kapalı olması ve bana sürekli;
- Ne olur bey az kazan ama helalinden kazan. Ben senden hiçbir şey istemiyorum sadece Yaradanına yönelen iyi bir kul ol yeter .
Diye ısrar etmesidir zaten. Ah kızım az çekmedim annenden. Eve gelen misafirlere içki ikram etmez
- Haram olanı ben içmediğim gibi içene de ikram edemem derdi. Benim aldığım içkileri de lavaboya döktüğünü gördüğüm zaman da yerdi dayağı ama hala akıllanmazdı.Keçi gibi inat vardı kızım senin annende.O kahrolası inadı yüzünden ne kadar sıkıntı çekti.Ne olurdu sanki arkadaş toplantılarında,düğünlerde,özel günlerde şöyle başını açarak süslenseydi Alev gibi.Evde namazını kılsın ne istiyorsa yapsın ona karışıyor muydum sanki? Ama inat işte sırf beni rezil etmek için kocaman eşarp takardı başına. Her defasında da ağzından kan gelene kadar dayak yerdi de yinede uslanmaz,yapacağını yapardı.Ne vardı sanki bu kadar abartacak.Burası Arabistan değil.Annenin istediği şeylerin zamanı geçeli çok oldu.Peygamber asırlar öncesinde yaşamış ölünce de bitmiş her şey.Zaman sana uymuyorsa sen zamana uyacaksın yoksa gerici diye adın çıkar vallahi. .
Sümeyye donuk bir şekilde dinliyordu konuşulanları. Annesinin babasından hiç söz etmemesinin sebebini şimdi daha iyi anlıyordu. Gerçi oda hatırlıyordu bu anlatılanları.Ama babasının pişman olduğunu düşünerek kendilerinden özür dileyeceğini zannederken o daha hiddetli bir şekilde çıkmıştı karşısına.Biraz sitem biraz da kırgınlıkla atıldı söze.
- Ben buraya annemi attırmanı dinlemek için gelmedim. Annem Allah için yaşayan eli öpülecek bir kadın.Senin o kadar yaşattıklarına rağmen senden bahsedildiğinde sadece;
- Allah onu affetsin
Diye dua edebilecek kadar büyük bir yüreğe sahip.Her şeyden öte o beni büyüten zor şartlarda okutan ve bu yaşa getiren insan Bunları duyacağıma hiç gelmeseydim daha iyi olacakmış.Ben haftaya evleniyorum.Belki son kez babalık yaparsın ve düğünüme gelirsin diye davetiye getirmiştim sana.İstedim ki, ben büyürken yanımda olmayan babam düğünümde yanımda olsun.İstedim ki,en ihtiyaç duyduğum anlarda varlığını hissedemediğim babamın düğünümde varlığını hissedebileyim.İstedim ki,bana son kez babalık görevini yerine getir.İstedim ki,baba olduğunu ilk ve son kez hisset.Ama yanılmışım.
Gözleri buğulanmış ama güçlü olmak, güçlü gözükmek istercesine davetiyeyi masanın üzerine bırakarak koşar adımlarla çıkmaya çalışırken babası daha da sinirli bir şekilde bağırmaya başladı;
- Anladım neden geldiğini. Evleniyorsun ve paraya ihtiyacın var.Babamdan ne koparabilirsem kardır diyerek geldin yanıma. Bu el öpmeler, masum edalar da sırf bu yüzden değil mi?Bunca yıl neredeydin? Aklın başına yenimi geldi? Şimdi mi bir baban olduğunu hatırladın? Annen git babandan biraz para dilen dedi değil mi? Yok öyle yağma. Bir kuruş bile vermem.
Sümeyye donakalmıştı. Kendi babası,c anı, kanı nasıl olurdu da bu şekilde düşünür,onu para koparmaya gelen maddiyatçı biri diye itham ederdi? Başı çatlayacakmış gibi ağrımaya başlamış, bu rezil ortamdan bir an önce çıkmak istiyordu ama babasına son bir kez daha dönüp,kendinden emin bir şekilde,babasının gözlerinin içine bakarak karşılık verdi;
- Benim amacım senden para istemek olsa bile bu nasıl bir babalıktır ki benimde hakkım olan bu evde hakaretler ediyorsun. Allah şahidim olsun ki buraya gelirken bunu asla düşünmedim.Aklıma bile gelmedi.Benim amacım sadece yıllar önce bana vermen gerekirken vermediğin sevgini gösterebilmen için sana şans tanımaktı. Ama hata yapmışım.Hem de çok büyük bir hata.Allah seni ıslah etsin baba.Allah sana doğru yolu göstersin.Umarım öz kızından bile fazla değer verdiğin paranla mutlu olursun.Umarım bana bugün söylediklerinden dolayı pişman olmazsın.
Daha fazla konuşamadı Sümeyye. Heyecan ve neşe içerisinde girdiği kapıdan müthiş bir hayal kırıklığıyla çıkıyordu şimdi. Oysa nasıl hayaller kurarak gelmişti buraya.Babasının ona hasretle sarılacağını,uzun uzun dertleşeceklerini hatta babasının pişman olduğunu , gözyaşları içinde ondan özür dileyeceğini hayal etmişti yol boyu.Hiçbir şey tahmin ettiği gibi olmamıştı.Kalbi kırık vaziyette dönüyordu onu sevgisiyle saran annesinin kucağına.Eve gittiğinde annesinin nasırlı ellerinden öpecekti defalarca.Ağarmış saçlarını okşayacak,yüzündeki derin çizgileri seyredecekti uzun uzun.Onu bu yaşa getirene kadar emek sarf eden,sürekli çalışan annesinden helallik dileyecekti. Hakkını helal ettirmek için sarılacaktı bu yüreği kocaman sevgi yüklü kadına.Ve baba sözcüğünü kaldıracaktı literatüründen.Bir daha asla anmayacak,soranlara da öldü diyecekti.Ölüden ne farkı vardı ki babasının? Ölüler onun kadar canını acıtamazdı.Onun kadar yüreğini sızlatamazdı.Onun gibi acı çektiremezlerdi.Kafasındaki düşüncelerden arınmak istiyor
du.Okunan ezanı hatırlayarak en yakın camiye giderek abdest almaya başladı. Abdest suyu rahatlatmıştı onu. Ferahlamış, siniri yatışmış içi rahat bir şekilde girdi camiye.Caminin atmosferi onu daha fazla rahatlatmış,gevşetmişti.Kafasındaki tüm olumsuz düşünceleri silip atmış Rabbinin huzuruna gelmenin coşkusuyla durdu namaza.O şimdi Rabbinin huzurunda kıyamdaydı.Çevresinde ki pek çok insan maddiyatın,makamın,statünün,kendilerinden üstün gördüklerinin huzurunda kıyama dururken o,onu yoktan var edenin huzurunda kıyamdaydı.Ve her rekatta tekrarlıyordu.
‘Bütün hamdler alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
O Rahman’dır,Rahim’dir.
Din gününü sahibi odur.
Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.
Bizleri doğru yola ilet.
Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna,gazab ettiklerinin yoluna değil’
Ne güzel bir duaydı.İnsanı rahatlatan ama bir yandan da sorumluluklarımızı hatırlattığı için omuzlarımıza ağırlık bindiren bir dua.Ve secde Rabbine en yakın olduğu yerde heyecanı daha fazla artmış,başını kaldırmak istemiyordu.Kimlere secde eder insan farkında olmadan? Kimlere boyun eğer?Neleri ilahlaştırır bilinçsizce? Rabbin önünde eğilmesi gereken bu başlar kimlerin huzurunda eğilir? Ne için ,kim için yapılır bu dualar? Selam verip kalbi titreyerek dua etmeye başladı.Babası bu haldeyken o,gerçekleri gördüğü için,Yaradanına yöneldiği ve başını sadece Rabbin huzurunda eğdiği için,zorluklara aldırmadan inandığı değerler için mücadele eden bir Anneye sahip olduğu ve yine aynı değerlere sahip bir eş bulabildiği için dua etti bol bol.Kur’an da sık sık okuduğu bir dua geldi aklına sonra.İbrahim aleyhisselamın yaptığı bu dua onun dilinden pek düşmez sürekli tekrar ederdi.;
‘Rabbimiz,beni ve benim soyumdan gelecek zürriyetimi namazında daim kıl.Rabbimiz, dualarımı kabul et.Rabbimiz, o büyük hesap gününde beni,Annemi,Babamı ve bütün inananları bağışla’
Yüreği titreyerek yaptı bu duayı.Daha önceleri tanımadığı babası için bu şekilde dua ederken şimdi tanıdığı ama onun inandığı değerlere karşı çıkan birisi olduğunu gördükten sonra daha farklı geliyordu bu dua.Onun gerçektende çok fazla ihtiyacı olduğunu düşünerek,bir daha bir daha yineledi duayı.Her defasında Kalbinin sıkışmasına,gözlerinden akan yaşlara aldırmadan tekrarladı defalarca.
Namazı bitmiş camiden çıkarak deniz kenarındaki banka oturmuş,derin düşüncelere dalmıştı Sümeyye. Uçsuz bucaksız denize baktı uzun uzun.Hafifçe dalgalanan bir çarşaf gibiydi.Sonu gözükmeyen bu insanı dinlendiren maviliği Allah tan başka kim yaratabilirdi ki? Kim bu kadar muntazam bir şekle sokabilir,taşmasına kim engel olabilirdi ki? Bank’ın etrafındaki rengarenk çiçeklere baktı sonra.Hapsi birbirinde farklı,değişik şekilde ve değişik kokuda bu muhteşem manzarayı kim yaratabilirdi o yüce yaratıcıdan başka?Ya ağaçlar her mevsim başka başka meyve veren,sonbaharda dökülen yaprakları ilk baharda tekrar dirilten kimdi? Kafasını kaldırıp bulutlara,masmavi gökyüzüne,karşıda parlayan güneşe,bir yere takılı olmadan öylece uçan kuşlara bakarken sık sık okuduğu ayetler geldi gözünün önüne.Mülk suresinde geçen ayet ne kadarda güzel açıklıyordu bu olayı.
‘Onlar üstlerinden dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmanda başkası tutmuyor.’
Okunma : 403 // Aldığı Oy : 12 // Gönderen : Duygu21 Oy Ver :
|