Ana Menü

Kategoriler

Dost Siteler

Bir Olimpos Gezisi

Off, nerden başlasam… Eskiden konuşamaz yazardım. Dolup dolup kağıtlara boşaltırdım içimdeki cerahati. Şimdi de konuşamıyorum pek. Değişmeyen ama değişmesi en çok gerekli benlik taşlarımdan biri; konuşamamak. Çekingen, tutuk, güvensiz, utangaç… korkak. Bir bunlar değişmedi. Artık güzel bir kız gördüğümde eskisi gibi ona tapılası bir tanrıçaymışçasına bakıp, onun gülümsemesini yüzümde hissetmenin nasıl bir şe y olacağını değil; kasıklarım diri kalçalarına çarparken çıkacak sesleri hayal eder oldum. Ama aynı yerde kilit yine işte.. Konuşamıyorum! Nohut kadar beyninde az gelişmiş zekasını çelip benimle vakit geçirmeye ikna edemiyorum onu. Öylece yatıyor üç metre uzağımda, bronzlaşmış teniyle, bikinisinden taşan iri göğüsleriyle, hafif selülitli olsa da taş gibi kıçıyla aptal şirinlikler yapıyor yanındaki kıllı meşe kütüğüne. Neden? O daha mı yakışıklı? Hayır. Daha güzel bir vücut? Hayır yok. Hem daha kıllı. Parası mı çok? Eh, seni bikaç gün uçurucak para bende de var tatlım? Arabam da var istersen. Ama yok, o yarmayla sikişicek bu akşam. Sen de fark ettirmeden onun göğüslerine bakmakla kitabını okumak arasında gidip gelip; ikisine de konsantre olamıycaksın. Her zamanki gibi. Kulağında mp3 çalarda sevip sevmediğini nihayete erdiremediğin Eminem şarkılarını ve yanındaki kırklık ergenin palavralarını dinlemek zorunda kalıcaksın. Evet dostum, bu gün de senin bitmeye yüz tutmuş gençlik payına düşen bunlar. Bir de takatin kalırsa gece bi otuzbir çekersin! Neden farklı davranırsınız bana? Orada hiç yokmuşum gibi geçer gidersiniz. Belki benim de anlatıcak güzel bikaç hikayem vardır ha? İşte bakın her şeyimle tam buradayım. Bu gece bikaç saatliğine keyfinize köle olmaya hazırım. Tamam, ‘’ çok yakışıklı’’ kategorisine giremedim hiçbir zaman. Belki lise sonda… Ama birkaç birayla çekilicek güzellikte biriyim ben gerçek. O zaman da bu aptal köye tıkılıp kalmıştım. Bir yırtıp sahilde bikaç otelde çalıştım; onda da aynını yaptınız. Tamam; sohbet güzel, çok tatlı, esprili de sayılır, hem bira da ısmarlıyor. Okey saat ona kadar takılalım sonra bi piç bulur ona veririz! Neden? İlla piç mi olmak lazım bu akşam seninle eylenip bikaç posta kaymak için? İyi insanlar da tek gecelik ilişki isteyebilir hem? Ne var benim hormonlarım orospu çocuğu mu? Neden ona gelince kakara kikiri sonra sikiş, ertesi gün gittiğinde hiçbişey olmamış gibi takıl da bana gelince birden anaç tavuk gibi davran? Neden bana gelince ciddiye biniyor iş? Oysa ben de sadece onun sana ve birçoğunuza yaptığı gibi yalnızca sikmek istiyorum seni! Neden sorarsın ‘’kadere inanırmısın? ‘’ gibi muğlak içerikli sağnak soruları? Sen değil misin yoksa o kaltak? Biri kedisine baktırır biri evine bıraktırır biri bira ısmarlattırır.. Hem piçin biri tarafından sikilip geçilmektense iyi birine verip unutmak daha makbul olmazmı.. ah.. Akşam yemeğinde balık, yanında rakı, kendi getirdiğim güzel peynir, Leman Sam, Antalyamın temmuz sıcağı, yorgun cırcır böceği sesleri.. Güzel gibi dimi? Ama bu da defolu! İşte yine gereksiz esprilerinden birini boğazına taş kaçmış ses tonuyla yapıyor. Yapma işte sus! Anlatma bilmemnerde bilmemne işinde çalışan gereksiz arkadaşının bulduğu internete korsan giriş metodunu çok ta sikimizdeymiş gibi. Hatta yok ol. Kaybol bir anda, sanki hiç olmamışsın gibi. Tamam rüyalarında göremiceğin bi yerdesin, orhangazi’ye tıkılı kalmış sikik hayatına yepyeni renkler girmiş, bu yaştan sonra yeni insanlarla tanışmanın tadına varıyosun. Okey, senin adına sevindim cidden ama kahretsin bunları benim yanımda benim kısa hikayemin içinde yaşayıp her şeyin içine sıçmak zorunda mısın ya?! Neden getirdim ki ben seni ? İşine gelince akrabayız dimi? Hatta barmene ona buna benimle ne kadar yakın olduğunu gösterirsen belki bi iş çıkar ümidiyle söylediğin gibi kardeşiz… Kardeşiz?!? Benim senin gibi kardeşim olabilir mi ha? Bir sonraki muhabbete girme denemesinden önce üç kuruş parasını salakça harcayıp bilmemkaçyüz milyona aldığı Nokia nın falanca modeli bilgisayarımsı telefonuyla bit bit mesaj yazıyor. Beş kızla mesajlaşıyormuş, telefon hiç durmuyor. Ya elinde ya kulağında. Önemli insan. Son model telefon. Ama iş hesap ödemeye gelince üç beş bana takmaya çalışıyosun? Noldu kardeşlik?? Telefonunu sikeyim! Yine de takmıyorum seni. Bir sene beklemişim bu an için ben. Keyfimin kaçmasına okadar çabuk müsaade etmeye niyetim yok bu akşam. Rakımı yudumlayıp Leman Sam’a eşlik ediyorum can-ı gönülden. Sessiz çığlıklarla yalvarıyorum bu kez bişeyler farklı gitsin diye. Evet şimdi kalksın kadehler; ‘’tüm hayalleriniz gerçek olsun arkadaşlar’’… Evet bence de güzel söyledim. Daha neler söylediğimi bilseniz.. Asılma işte kıza kart zampara tadımızı kaçırma; belli hoşlanmadı işte senden… Rakıdan sonra cila yapmak için sekiz tane bira attırmış dolaba, aman ne centilmen! Merak etme abisi istesen de istemesen de o masanın tamamı önce bana sonra sana giricek zaten! Hem ağzına kadar soğuk birayla dolu dolaptan sekiz birayı alıp başka hangi dolaba attırabilirsin ki? Anlamadık biz bi açıklasan? Yada en iyisi bizi yalnız bırakıp gidip delikanlıca kendi hikayeni arasan? Benimkinin içine sıçmasan? Olmazmı? Mesaj sesi, telefon elde bit bit cevap. Kim bu? Ex… Kim bu hamaktaki? Bi kız. Tanımıyorum seni tatlım. İsminden başka pek malumatım da yok. Tanımak istediğim ise tartışılır. Peki neden elimde bira karanlıkta sallıyorum seni? Hoşlandım mı? Yok artık.. Dizimle ritmi artırarak hamağı hızlandırmanın sempati uyandıracağını düşünecek kadar çok mu içtim yoksa? Olamaz. Yada ay yavaş dur düşücem diyerek çıplak dizimi tutup yavaşlamaya çalışman esnasındaki tensel temasımız beni tahrik mi ediyor? Yok bee.. Kafam iyi saçmalıyorum işte. Yanına uzanıp dudaklarına yumulucak halim yok ya. Maymunluk yapıp eylenmeye çalışıyorum işte kendi çapımda. Bu da mı çok? Ama yine de pek iddialı sayılmasan da sergilemekten kaçındığın kalçaların fena değil gibi bence. Espri de yapabiliyosun. Olmuşsun kanımca. Biliyorum, az daha vaktin olsa orange’da bana ısmarlattığın tekila shot lardan sonra gidip vericektin bi pice sen de. Sus, biliyorum ben! Yedibin kez dinlediğim norm şarkısı çalınıyor kulaklarıma gümbürtünün arasında; ‘’dört se kanunu herkes alışsın! ‘’ Siken taraf olamayacağım malum. Eh, bu yaştan bunca kalp ağrısından sonra sevemiyeceğim de aşikar adamım. Geriye ne kaldı? Değer vermek mi? Birlikte hoşça vakit geçirmek? Bırak allasen kim yer bunları.. Sokayım dibine deyip çıkıp gitmek istiyorum mekandan ama yorgun gibiyim. Alkole ve müziğe verip havalanmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Ya sana ne demeli tombiş arkadaşım? Ne ara bukadar kilo aldığını hatırlıyor musun? Peki ya biz ne ara bu kadar samimi olduk? Cidden cumartesi sabah gelip Pazar akşam dönücek kadar çok mu seviyosun olimposu? Yada bu gelişinin benle bi alakası olabilir mi acaba? Sebep çok sikimde değil ama memnunum sanki etrafımda olmandan. Ah bir de yaklaşık bi otuz kilo falan versen çok da güzel bi kız olucaksın cidden ama… Keyifli sarhoş muhabbetimize ‘’dans etme demeni istiyorum’’ gibi tam hatırlamadığım gereksiz gerginlik verici cümleler katma lütfen. Bir ara yanında beliren tipler sekiz senelik arkadaşıymış. İyi de bundan bana ne? Kıskanmam mı gerekiyor şimdi de seni? Eski meselelerin hiç mi hiç ilgilendirmiyor beni. Tamam hadi al sen de beleş biranı git halledip gel meseleni… Kalabalıkta birbaşka heykeltıraşın elinden çıkmış sanat eserine takılıyor gözlerim. Neden bu değil de şuna tekila ısmarlamak zorunda kalıyorum diye düşünüyorum noika nın ekranı yanımda parlarken. Zarif topukların üzerinde upuzun bronzlaşmış şekilli duran bacakları; yuvarlak kıçını sımsıkı saran , belinden aşağı toplam bir karış uzunluktaki beyaz şortuyla taçlanmış. Topuklar bir ileri bir geri... Dans ediliyor. Rihanna’nın klibindeki taş melezler gibi poposunu sallayarak seksi hareketler yapmaya çalışıyor arkadaş, ama olmuyor. Tatlım dans edemesen de burası konser salonu değil, bu halinle de hepimizin aklını alıyosun merak etme diye bağırasım geliyor ondan tarafa. Düğümlenen boğazıma bir yudum bira döküp duman pompalıyorum. Herkes dans ediyor… Yok reina’dan fırlamış, yok burada topuklu mu giyilir, yok çok kasıntı diyerek dikkatimi koparmaya çalışıyorum ondan. Omzuma kısa süreliğine yatan başın yardımıyla başarıyorum da. Nihayet giriş ücretini centilmen arkadaşımızın iştahla ödediği yalancı cennetten çıkıyoruz. Odaya gidip yatmak istesem de bu birbirini tanımaz insanlar güruhuyla sahile gidip gündoğumunu izleme fikri daha cazip geliyor. Beklentim yok; sadece değişiklik istiyorum. Ben de çılgınca eylenilen tatiller yapmak isterdim tabi ama elde bunlar var; biri ortalama, diğeri kilo verirse ortalama olucak iki kız, Nokia mesaj sesleri arasında bi asalak centilmen, bolca alkol ve sabaha karşı olimpos sahili. Ertesi gün de geberene kadar oynanıcak ve barmene karşı kaybedilicek pinpon maçları… Seks yok. Yeni biriyle tanışıp iki dakika flört etmek yazışmak bile yok. İşte böyle geçiyor benim en özgür; belki de en son özgür tatilim. Taşlara takılıp sendeleyerek ilerliyoruz her geçişimde başında zeytin dalıyla yürüyen tipleri hayal ettiğim tarihi yoldan aşağı. Karanlık. Nokia’ya mesaj sağnağı kesilmior. Sahibi de asılmaktan vazgeçmiyor kıza. Gıcık olup lanet okuycak enerjim kalmadığından ısrar ve istikrarını takdir edip karanlığın içinde gülümsüyorum. Kolumda cüretkarlaşan eller hissediyorum Akdeniz’in kokusu yaklaştıkça. Düşmemek için destek almak yerine arada neden hevesli hevesli kolumu okşuyor sanki bu tombiş eller? Bana mı öyle geliyor? Üşüdüklerinden mi acaba? Hayır rahatsız da olmuyorum işin garibi. Hatta hoşuma bile gittiğini söyleyebilirim. Bu boşvermişlik içinde birilerinin de benimle ilgileniyor olma ihtimali hoşuma gitti evet ne var. Alkolün de etkisiyel koyver gitsin deyip ben de yanaşıyorum ona. Beş dakika sonra sahile varıyoruz. Gündüz vakti her temas noktasında popomda sigara söndürülüyormuş etkisi yaratan yuvarlak taşlar, bu kez serin dokunuşlarla karşılıyorlar bedenimi. Hala karanlık. Yol boyu denize girelim denize girelim gece de olsun girelim diye tepinen hatundan ses çıkmıyor şimdi. Diğer yanımdaki Nokialı ilgi yumağından kaçıp arkama sığınıyor. Hepimiz uzanıp titreyerek güneşin doğmasını bekliyoruz. Sen neden uzanmadın canım? Aa ben ne ara senin bacağına yastığa sarılır gibi sarıldım böyle? Sen de rahatsız olmadın sanırım. Hadi sen de gel uzan şöyle. Hava soğuk. Hesapta üşümemek için birbirimize sokulup yatıyoruz sahilde. Üşümesini engellemek için gibi görünse de aslında hoşuma gittiğinden dolayı giydiği atletimsi şeyin açıkta bıraktığı omzunu okşuyorum bir süre. Sonra boynuna, sonra yanağına kayıyor elim istemsizce. Hoşuna gittiğini gördükçe giderek cesaretleniyor sanki elim. Durun yapmayın sakin olun diye komutlar yağdırsam da vücudumun her yeri kıpırdanmaya başladı bile çoktan. Bir ara parmaklarımda dudaklarını hissediyorum. Şimdi de şafağın alacakaranlığında burnumun dibinde kedimsi kedimsi bakan bi çift hülyalı göz var. Aslında bu saatte bu mesafeden oldukça güzel görünüyosun biliyomusun? Biçimli dudakların, sevimli minik dişlerin, zayıflasan ortaya çıkıcak karizmatik bi çene kemiğin ve akılda kalıcı bakışların var. Yada ben kendimi avutuyorum bilemiycem. İşte en savunmasız anım. Hiçbişey sikimde bile değil şu an. Kelek karpuz tadında hayatıma heyecan verici bikaç hınzırlık katma isteği, heyecanlanma arzusu kontrolüm dışında hayatıma dair önemsediğim ne varsa hepsini karanlık bir köşeye itiyor. Ne iş kalıyor, ne evde bıraktığım kırgın annem, ne de uzaklarda bana küsmekle meşgul olan sevgilim. Uzun zaman sonra ilk kez böylesine hafif hissediyorum kendimi. Aklım bomboş. Antalya ormanlarına özgü çam kokusu ve bakir sessizlik. İki yanımda iki kız. Hasan Sabbah’ın fedaisi gibi hissediyorum kendimi bir an. Önümde tazecik görüntüsüyle yaşlı Akdeniz. Gerçeğe uyanmak istemiyorum. Aceleyle beni öpüp başını çeviriyor. Kesik kesik öpüşüyoruz, her seferinde bunu yapmamalıyız yanlış bu der gibi çeviriyor başını. Bunu benim yapmam lazım değil mi? Yıllar önce hayatımda ilk kez bi kızı dudağından öpüp oracıkta aşık olduğum zaman da Akdeniz şahitlik etmişti yine. Bunu düşünüp gülüyorum. Ortam elverişli, sahneler benzeş olsa da aşık olmak için fazla yorulmuşum sanırım. Masum öpücükleri şehvetli olanları takip ediyor. Tatlım, bence millet uyanmadan az daha fingirdeşelim, sonra uslu uslu gidip uyuyalım. Elini tişörtümün altına oraya buraya gezdirmeye başlarsan işin rengi değişicek bak. Peki sen bilirsin deyip ‘’ hadi bişeyler yapalım’’ diye fısıldıyorum şafak sökerken. Soruyu bekliyormuş gibi hemen gülümseyip başını iki yana sallıyor. Az önce oramı buramı ısırırken pek hayır diycek gibi görünmüyodun sanki?? Ne, yoksa şimdi sevişmezsek reddedilmiş erkek psikolojisiyle sana kafayı takıp peşinden koşturucağımı mı sanıyosun?? Sabahın bu saatinde olimpos sahilinde yarı sarhoşken bu türlü boleyn kızı entrikaları hesaplıyor olamazsın dimi ? lütfen. Birazdan hep beraber gerçeğe uyanıcaz, o yüzden eğer istiyosan şimdi doyasıya öp beni. Çünkü bidaha olmıycak. Sırayla uyanıyor herkes. Sahile gelirkenki asıl amaç olan gündoğumu şimdi kimseyi ilgilendirmiyor gibi. Kalkıp aynı yoldan pansiyona yürüyoruz yine sendeleyerek. Sabahın köründe yeni açılmış markete dalıp hasır şapka bakıyorlar. Ah bu kadınlar ve bitmeyen alışverişleri… Öğleden sonra gözlemeyle standart olimpos kahvaltısı yapıyoruz. Sonra türk kahvesi ve fal faslı. ‘’f’’ harfi çıkmış falımda. Fingirdemenin f siymiş peh. Geçmişi boşver geleceği oku sen. Pinpon masası bıktı benden. Ayrılık saati yaklaştıkça arada sitem dolu cümleler gelmese herkesin hiçbişey olmamış gibi davrandığını söyleyebilirim. Aranızda böylesi anılara en çok ben muhtaçken neden yine bana sitem ediliyor anlamıyorum cidden. Neyse. Otobüse binerlerken ayağımın hemen dibinden kopardığım iki alelade çiçeği veriyorum güle güle hediyesi olarak. Hoşlarına gitti bak. Çiçek olsun de ne olursa olsun. Bir an binbir zorlukla toplayıp imkanlar dahilinde naylon poşetle buket yaptığım ve yolda soldurduğum çiçeklerimin sevgilimi bu kadar sevindirmediğini hatırlayınca canım sıkılıyor ister istemez. Gidiyorlar. Şimdi üç kişi kaldık; Nokia, sahibi ve ben. İlerleyen günler üç aşağı beş yukarı birbirinin aynı geçiyor. Kahvaltı yap, barda beş bardak çay iç, terden kıçımın deliği ıslanana kadar pinpon oyna, sahilde kitap okuyup kafayı boşaltmaya çalışırken dövmeli bronz taş vücutların tahriklerine maruz kalıp geril, sonra yine pinpon. Akşam yamulana kadar bira iç. Tamam merak etme bu akşam öküz bara götürücem seni. Barmenin de başının etini yediğine göre ‘’sizi iki sap alamayız’’ derlerse onun forsunu kullanıp gireriz tamam mı? Ne de olsa kardeşiz! Şimdi çeneni kapayıp telefonunla ilgilen de ben de iki dakika keyfime bakayım. Yalvar yakar aldırıyoruz sonunda kendimizi öküz bara. Herşey tanıdık gibi. Şu yanımda benim giysilerimi giyip muhtemelen ömründeki en iyi tatili yapan dallama hariç tabi. Ortada yanan ateş, eylenen mutlu ve sarhoş kalabalık, her gittiğimde istisnasız gördüğüm siyahlar içindeki tek gözü yarı kapalı ateşin başında elinde bira şişesiyle kendinden geçen tip, eskisi kadar olmasa da hala beni melankoliye iten güzel hatun ve garip giyinişli piçlerin ilerleyen saatlerde yiyişmeye başlama sahneleri… Hepsi tanıdık. Müzikler daha iyi gibiydi sanki ama buraya parasız pulsuz geldiğim çıtır dönemimde. İlk kez yine bu mekanda cesaretimi toplayıp çok hoş bi hatuna ‘’sana bira ısmarlıyımmı’’ diye sormuştum o zamanlar. ‘’hayır teşekkür ederim’’ demişti tabiî ki. O gün bu gündür artık muhtemel fiyaskoyla sonuçlanıcak bu türlü aksiyonlara sokmuyorum pek kendimi. Gidişine bırakıyorum. Onda da pek bi halt olmuyor malum. Tanrının günaha girmemi istemediği avunma metoduyla kandırıyorum kendimi. Napıyım olmuyor. Herkes elindekiyle yetinmeli… Bu lafı çok kullanırdım eskiden. Esprilerime çok gülüyor diye onu güldürmeyi gündelik uğraş edindiğim cıvıl cıvıl bir kız söylemişti bunu lisedeyken. Neden söylediğini ise hiç hatırlamıyorum. Şimdiki aklım olsa şansımı denerdim onunla. Ama benden hoşlanıyor olabileceği fikri okadar uzak ve gerçek dışı görünüyordu ki bakir liseli beynime. Ah salağım… Geçmişimi düşündükçe o çekinik liseli halimi bulup bağrıma basasım geliyor. Kitaplarımın arkasına metallica şarkı sözleri karalayıp durmadan otomobil resmi çizdiğim günlerlimdeki halimi. Hep melankolikmişim be. Elimdeki ile yetiniyorum ben de. Elimde bira, mutlu kalabalığı seyredip anlık buruk sevinç atakları yaşıyorum. Pisuvara işerken ‘’okadar da kötü değil be’’ deyip gülümsüyorum. Kötü olmayanın ne olduğu sikimde değil o an. Fena değil işte. Kendi çapımda eylendim sayılır yine. Gündüz yolda mistik müzikler çalıp hiçbir yerde bulunmaz izlenimi veren dandik incik boncuk kolyeler satan garip sakallı çocuğu görüyorum. Uzun ve pis görünüşlü saçını yukarıda toplamış lastikle. Noldu yavrum? Bu gün pek bi cool, pek bi sıra dışıydın hani?? Bu tür teenager eylenceleri pek açmaz gibiydi seni?? Ot içip, gezgin abdallar gibi tefekküre dalman gerekmiyo mu bu saatte, yavşak seni! Ne, şimdi oldu mu maymunumtrak hareketlerle ateş dansı? Kıçını da pek bi afili sallıyosun, almıcam yarın uyduruk kolyelerini. Çok geçmeden ateş dansını paylaşıcak bi partner buluyor o da. Sinirimi bozmamaya çalışarak başka tarafa bakıyorum. Diğer masada bi sarışın. Karizmatik, kemikli güzel yüzü, kış dahil sık sık yüzdüğünü belli eden gelişmiş omuzları var. Giydiği paspal şort kalçalarının gerginliğini saklamaya yetmiyor. Yanında; boynunda poşu, gözünde güneş gözlüğü, ayağında çok cepli kot pantolonu ve konvers ayakkabılarıyla bu akşam muhtemelen ona basıcak olan bi piç olsa da kızın sade giyimi takdirimi kazanıyor. Takdirimden fazlasını vermek isterdim sana. Bir ara biri kulağıma eğilip bir şeyler söylüyor anlamıyorum. Kafamı kaldırıp bakınca gündüz sahilde şortunu kıçının yarısına kadar sıyırıp güneşlenen ibne olduğunu görüyorum. Sahilde yanımda yatıyormuş, entertaintment manager miş bilmemneymiş… herif alenen asılıyor bana. Uzaklaşmak fayda etmiyor, koluma girip dans etmek istiyor. Cennette oturursun, hertarafta leziz yiyecekler ve huri kızları vardır ve dersin ki; bunların hiçbirini istemiyorum, müsaade edin yalnızca şu ağacın gölgesinde oturup bu güzelliği seyredip zemzem suyu içeyim. Sonra yanında bi tabak yemek beliriverir. Sonra bu lütufkâr ortamın sana sunduğu bu sürprize müteşekkir hevesle kapağı açar ve görürsün ki epi topu bir tabak çürük domatesmiş. Birileri seninle dalga geçiyor sanıp isyan edersin. Bu kadarı da fazla artık! Kim istemez burda güzel bi kızla tanışıp bikaç gün yada en azından bu gece eylenmeyi? Olmuyor. Okey tamam, o da kabul ama bu ibne neden onca insanın arasından bula bula beni buluyor? Bu kez sokayım dibine deyip isyanımı bastırmadan çıkıyorum ordan. Karanlıkta tek başıma saya söve pansiyona yürüyorum. Yolda yürüyenler bana bakıp gülüyorlarmış, her şeyin farkındalarmış gibi gelince daha da sinirleniyorum. En iyisi gidip uyumak. Odada Mozart’ın bilmemkaçıncı senfonisini telefondan dinleyerek otuzbir çekip uyuyorum. Sonraki günlerde Nokia’dan ve sahibinden kurtulup annemi kırmak pahasına bir kez daha geliyorum olimposa. İstanbul ‘un elektron yüklü hayatına geri dönmeden önce bir akşamcık daha bu tadını yeni keşfettiğim cennette kalayım istiyorum. Ellisinden sonra karısını boşayıp gençlik günlerine özlemle aşkı arayan günü geçmiş zavallılar gibi son kez pansiyonun barında oturup barmenle laklak ediyorum. Benzer sahnelere tanıklık etsem de kırılmıyorum artık. Zaten son akşamım değil mi, ne olabilir ki hem? İlişkilerini tam olarak çözemediğim çift gelip oturuyor bara. Yahu bu adam senin sevgilin partnerin bişeyin değil mi? Öyleyse pansiyonda tanıştığın bu dört sapı neden takıp getirdin peşine? Ayrıca onlar pinpon oynarken neden dibime gelip ısrarla sohbet etmeye çalışıyosun? Adamda da sıfır tepki, ilginç. Bara gitmek üzere ayrılırlarken ısrarla benim de gelmemi istediğini söylüyor hatun. Son akşamım diye bana acıdın sanırım, kibarlık yapıyosun heralde beni davet ederek ama yine de istemeden de olsa bi umut tomurcuğu attın mideme. Pek güzel de değilsin ama işte merak! Nolucak acaba?! Bi sik olucağı yok otur kıçının üstüne pinpon oyna işte salak! ‘’siz gidin, ben biraz daha kalıp öyle geleyim.’’ Diyorum. ‘’bekliyoruz bak’’ deyip son kez altını çiziyor. Uzunca bi pinpon faslından sonra barda oturmakla onlara katılmak arasında bir süre düşünüp b şıkkını işaretliyorum. Hangardayız. Beş yada altı sap ve bir kızdan oluşan gayet dinamik bi grup oluşturduk. Hatun öküze girene kadar birkaç sap daha bulup onları da peşimize takar mı acaba diye düşünüp gülümsüyorum. Son geceme de melankoli girmesin diye önlem olarak bolca alkol alıp ayna gibi yapıyorum kafayı. İçeri girdikten sonra hatunun partneri benimle hatundan daha fazla konuşuyor. Ne iş lan sen de mi ibnesin yoksa? Sallamıyor paso içiyorum. Fazlaca kıyak oldu kafam. Hatun gruptaki aynı herifle dans ediyor sürekli. Yanları kazınmış üstü dikeltilmiş saçlar, kulakta küpe, geniş yakalı tişört, mütemadiyen yavşak bir sırıtış. Kolları hafif açık, işaret parmakları havada sağa sola eğilerek gevrek sırıtışıyla dans ediyor velet. Standart piç dicem ama çok söyledim. Arkadaş sizi fabrikada mı üretiyorlar anlamadım ki. Bir insana bir gecede kaç kez orospu çocuğu denebilirse ben hepsini buna sayıyorum. Alkol eşik değerini iyiden iyiye geçince ortalıkta yalpalamaya başladığımı fark edip merdivene çöküyorum. Çok içtim çok… çok dönüyor başım… Duştan sonra özenle saçını düzleştirmiş sarışın bile marş basmama vesile olamıyor artık. Çok içtim… Ani bir kararla pansiyon barının hala açık olduğunu ümit ederek ayrılıyorum ordan. Bar kapalı, in cin top oynuyor bahçede. Çaresiz yatıyorum. En acıklısı sonraki sabah. Kalkıp yüzümü yıkayışımı, kahvaltımı alıp masaya geçişimi, çay dolduruşumu hep ağırdan alıyorum bitmesin diye. Çalışanların benimle iki laf edip şakalaşmaları selamlaşmaları buruk buruk sevindiriyor beni. Toplamda bölük pörçük on gün kalmış olsam da özel müşteri gibi hissedip ilgi bekliyorum sanki. Gidiyorum ulan gidiyorum! Beklerim tabi bitti tatilim! Bi çay, bi çay daha, bi sigara daha, susadım şunu içeyim de öyle gideyim diye oyalanıp duruyorum bahçede. Herkes kahvaltısını bitirip denize gidince ortalık tenhalaşıyor. Gitme vaktinin geldiğini iyice idrak ediyorum. Hiç huyum olmasa da tanıdığım herkesle tek tek vedalaşıyorum bu kez. Bu gelişimde hiç konuşmamış olsak da geçen seferden azıcık muhabbetimiz olan elbise dükkânının sahibi kız gittiğimi görünce gülümseyip el sallıyor uzaktan. Yine burkulsam da aynı şekilde karşılık veriyorum ben de. Motorla yokuşları ağır ağır tırmanırken kulağımda ‘’ Eminem-Stan’’ çalıyor bu kez. Şarkının sözleri başka bir hikaye anlatsa da ben yine de kendi halimle ilişkilendirip hüzünleniyorum. Otobüse bineceğim gün bir mesaj geliyor; ‘’yeter artık bitti, ne zaman dönüyosun?’’. Evet ne yazık ki bitti, ama mümkünse ben orda kalayım, anılarımız da orda kalsın, ben senin için hep olimposta olayım diye cevap yazmak istesem de yapamıyorum. Otobüs saatini belirten kuru bir mesaj atıyorum. Otobüs otogar sonrası varyantı tırmanırken akdenizin sıcak bakışını son kez ensemde hissediyorum. Saat 22.30. Merhaba eski dostum karanlık.




Okunma : 1564 // Aldığı Oy : 50 // Gönderen : Sanal
Oy Ver :
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Arkadaşına Gönder      Yazdır
 

Yorumlar

Henüz yorum yazılmamış. İlk yorum yazan siz olmak istermisiniz ?

Yorum Yaz

Adınız :
E-mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :

Yeni Eklenenler

En Çok Okunanlar

En iyiler

istatistikler

hikaye hikayeler sex hikayeleri porno hikayeleri erotik hikayeleri seks hikayeleri türk porno porno izle porno