|
Hayy Hak,
Hak dostum Hak...
Efendim, bir varmış bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Develer tellal iken, pireler berber iken, bir kişinin yediği, binlerce kişinin baktığı amma kıyametin gene de kopmadığı bir memleket varmış...
Bu memleket kaf dağının ardında değilmiş. Yeri belliymiş... Yeri belliymiş de; nereye gittiği belli değilmiş... Bu memleketin adını ben demeyeyim size, siz bulun söyleyin kendinize...
Bu memleketi yönetenler in; vızır vızır arıları, kovan kovan balları, İran’dan gelme halıları, her işe burunlarını sokan karıları varmış...
Ve dahi bu memleketin; kalabalık şehirleri, orta halli kasabaları, kendi haline terk edilen köyleri varmış. İşte bizim kıssamız da bu köylerden birinde geçer...
Bu köy; kendi halinde, suya sabuna dokunmayan, küçük, şirin bir köymüş... Bu köyün ahalisi ava çok meraklıymış; ille de keklik avına…
Ha bir de; bu köyde, özü sözü doğru, dili dualı, ak sakallı; Derviş Baba namıyla bilinen, bir ihtiyarcık yaşarmış...
Derviş Baba, ahalinin bu keklik avı merakına pek bi içerlenirmiş amma, onların merakının derecesini bildiğinden sesini de çıkaramazmış pek...
Köyde hemen hemen her evde bir avcı kekliği bulunurmuş... Avcı kekliği dediğin ne ki; güzel ötüşlü kafeste yaşamaya alıştırılmış dişi bir keklik işte...
Kafeste yaşayacak, yemini, suyunu başkaları sunacak, almadan vermek olur mu, madem veriyor insanoğlu karşılığını elbet alacak...
Avcı; kekliği kafesiyle çalıların arasına koyacak, kendisi pusuya yatacak. İşte o zaman keklik yediğinin hakkını verecek. En güzel sesiyle ötecek. Onu duyan kafese girmemiş özgür keklikler, bu güzel sesli dişinin, fettanca davetine kanacak. Üçü beşi birden etrafına toplanacak. Onlar kur yaparken kafesteki kekliğe, yattığı pusudan avcı basacak tetiğe; keklikleri vuracak. Sonrada oturup afiyetle yiyecek. Avcı sindirirken özgür keklikleri midesinde, cak cak ötecek avcı kekliği kafesinde...
İşte av dedikleri de, avcı dedikleri de, avcı kekliği dedikleri de bundan ibaret. Alınacak çok ders var, bu durumdan elbet...
Anlayana anlayana anlayabilene...
Neyse... Velhasıl-ı kelâm; bu köyde av da, avcı da, avcı kekliği de bolmuş vesselâm...
Hele içlerinden birinde öyle bir avcı kekliği varmış ki; dillere destanmış... Amma öyle böyle değil canım... Yani anlatılır gibi değilmiş... Bin bir çeşit hüneri, kınalı kınalı tüyleri varmış... Hele hele bir ötüşü varmış ki; can dayanmazmış canım... İnsanı mest eder kendinden geçirirmiş.
Sahibi ona kınalı yapıncak dermiş... Alırmış gün aşırı kafesi eline, köy meydanından geçermiş gerine gerine, ava gidermiş... Ahali ardından baka kalır, kekliğin sahibine imrenirmiş... Anlayacağınız bütün köylünün gözü bu keklikteymiş...
Gel zaman git zaman; kınalı yapıncağın sahibi sıkışmış paraya, boşuna koşturmuş durmuş oraya buraya. Kimden yardım istediyse ters yüz edilmiş, üç-otuz paraya avcı, mahkum edilmiş... Adamcağız sonunda çaresiz kalmış, kınalı yapıncağı açık arttırmayla satışa çıkarmış...
İşte o zaman anlamış köylünün gerçek niyetini bilmiş ki alacaklar elinden Kınalı kekliğini... Yardım dilediğinde ters yüz edenler “gücümüz yok yardıma” diyenler açmışlar keselerinin ağzını, birer birer...
Açık arttırma epeyce yüksek bir fiyattan başlamış çok kısa sürede acayip rakamlara ulaşmış... Amma bildiğiniz gibi değil... Herkes birbiriyle yarışta... Arttıran arttırana...Kıran kırana... Görülmemiş böyle bir açık arttırma... Millet neredeyse evdeki yatağını yorganını satacak ille de bu kekliğe sahip olacak...
Artık son raddeye gelinmiş elenenler elenmiş Kınalı yapıncak satıldı satılacak...
Derken... Kalabalığın ardından gür bir ses yükselmiş:
- Kim ne verirse ben bir fazlasını veriyorum o kekliği ben satın alıyorum!
Bir sessizlik çökmüş ortalığa dönüp bakmışlar sesin geldiği tarafa bir de ne görsünler; Derviş Baba... Şaşırmışlar... Hem de çok şaşırmışlar...
- Yahu bu Derviş Baba ne yapacak bu kekliği acaba? Ne avdan anlar ne avcılıktan!
Demişler... Derviş Baba ahalinin şaşkın bakışları arasında gelmiş kekliğin yanına vermiş koc-ca bir kese dolusu tekliği almış sahibinden kekliği...
Sonra elinde kafes dönmüş kalabalığa şöyle seslenmiş:
- Ey ümmet-i Muhammed! Ey milletim! İçinizde en yaşlı olanı benim!
- Sensin Derviş Baba!
- Bu güne kadar size hiç yalan demedim, asla ihanet etmedim!
- Etmedin Derviş Baba!
- Hainleri hiç mi hiç sevmedim!
- Sevmedin Derviş Baba!
- Şimdi bu keklik benim mi?
- He Derviş Baba senin!
- Şimdi ben buna istediğimi eder miyim?
- He Derviş Baba edersin!
Bunu duyunca ak sakallı koca derviş çekip besmeleyi kekliğin başını koparıvermiş... Ahali bu işi dehşet içinde seyretmiş. Şaşkınlıktan sesleri solukları kesilmiş. Kimi öylece, suskun, baka kalmış kimi ah-vah edip ağlamış...
Sonra içlerinden Derviş Baba’ya en yakını ilk toplayan başına aklını:
- Aman Derviş Baba, can baba, canım baba! Ne istedin keklikten, niye kopardın başını?
Demiş... Derviş Baba gayet sakin dönmüş adama şöyle bir bakmış. Sonra adamın sırtını sıvazlamış.
- O bunu çoktan hak etmişti… Çünkü o; kendi milletine ihanet etmişti!
Demiş... İşte o zaman milletin aklı suya ermiş... Üç gün üç gece düşünmüşler, taşınmışlar ak sakallı koca Derviş’e hak vermişler keklik avını hepten tergemişler...
Evvet canlarım, ciğerlerim, değerli dostlarım, saygıdeğer dinleyenlerim... Bu nak’lettiğimiz bir meseldi, meseldi ya; şu cennet yurdumuzda dinleyene mesel gibi gelen daha nice gerçekler var öyle değil mi ya…
Dememiz o ki; her güzel ötüşlü kuşa kapılmayın, her dili ballıya kanmayın, zira avcılar pusuda bizi beklemekte...
Haydi kalın sağlıcakla… Yarınlarınız umutlu, günleriniz aydınlık, bahtınız açık, gıdanız muhabbet ola; sürç-ü lisan ettiysek aff’ola...
Hoşça kalın…
Dostça kalın...
Sevgiyle yaşayın...
Vesselâm...
NOT: Baskı aşamasında olan “VESSELÂM Avcı Kekliği” adlı ikinci kitabımda yer alan bu kıssayı seçim atmosferine girdiğimiz şu günlerde kitap eylül ayında dağıtıma verilecek hikayeler.net okuyucularıyla paylaşmak istedim.
Okunma : 864 // Aldığı Oy : 11 // Gönderen : Anonim Oy Ver :
|